Alaska açıklarında yer alan St. Matthew Adası'na 1940'lı yıllarda ilginç bir deneme yapıldı. Adada görev yapan askerler için acil durumlarda kullanılabilecek bir gıda kaynağı oluşturmak amacıyla adaya 29 ren geyiği bırakıldı. Askerlerin adadan ayrılmasının ardından bu hayvanlar kendi hallerine bırakıldı ve çoğalmaya devam etti.
Adada ren geyiklerini avlayacak doğal düşmanların bulunmaması, popülasyonun hızla büyümesinin önündeki en büyük engeli ortadan kaldırdı. Başlangıçta yeterli besin kaynağına sahip olan adada ren geyiklerinin sayısı, yaklaşık 20 yıl içinde 6 bine yaklaştı. Sadece 29 bireyle başlayan süreç, kısa bir süre içinde büyük bir popülasyona dönüştü.
Besin kaynakları tükenmeye başladı
Nüfusun bu denli hızlı artması, adanın sınırlı besin kaynakları üzerindeki baskıyı giderek artırdı. Binlerce hayvanın aynı dar alanda beslenmeye çalışmasıyla birlikte mevcut kaynaklar hızla azalmaya başladı ve popülasyonun sürdürülebilirliği ortadan kalktı.
Besin kaynaklarının tükenmesinin ardından adadaki ren geyiği sayısında hızlı bir düşüş yaşandı. 20 yılda 29'dan 6 bine ulaşan nüfus, bu zirveyi koruyamayarak büyük ölçüde geriledi.
29 geyikle başlayan süreç nasıl sonuçlandı?
St. Matthew Adası'nda 29 ren geyiğinin bırakılmasıyla başlayan süreç, iki aşamalı bir tablo çizdi:
- İlk aşama: Doğal düşmanların yokluğunda nüfusun hızlı ve istikrarlı bir şekilde büyümesi.
- İkinci aşama: Besin kaynaklarının tükenmesiyle birlikte popülasyonun çok kısa sürede büyük bir çöküş yaşaması.
Bu örnek, doğal dengelerin ne kadar hassas olduğunu ve sınırlı bir ekosistemde aşırı nüfus artışının ne gibi sonuçlar doğurabileceğini açıkça ortaya koyuyor.